Her biri hıdırellezde bir gül
Güllere asılmış rengarenk dilek gibiydiler
Yürüdüler meydanlara kol kola omuz omuza
Kardeş eş ana baba yoldaş olmayı bildiler de
Patronlara diken olmayı bilemediler
Özgürlük dillerinde marş,
Devrim dudaklarında gülüştü,
Bize yarım kalmış bir isyan
Bir de bitmeyen yoldaş acısı düştü
28 Ocak 2019 Pazartesi
15 Ocak 2019 Salı
Saman
Sakla samanı derdi annem hep
Öğretmeden
Sapla samanı ayırmayı
Deneyerek öğrendim bende
Her kaybedişim de
Saman gibi içten içe yanmayı
Öğretmeden
Sapla samanı ayırmayı
Deneyerek öğrendim bende
Her kaybedişim de
Saman gibi içten içe yanmayı
13 Ocak 2019 Pazar
Yedi Onyedi Otuzyedi
7 m de neysem
17 mde de oydum
O'ydum 37 mde de
Sokakta yumruğum göklerde küfürbaz bir devrimci iken
Sorarken bir ağaç dalının bile hesabını
Kocaman kıravatlı bir devlete
Evde uysal bir tekir kedi gibiydim
7 mde de
17 mde de
37 mde de soramadım
Baba bana niye hiç sarılmadın
17 mde de oydum
O'ydum 37 mde de
Sokakta yumruğum göklerde küfürbaz bir devrimci iken
Sorarken bir ağaç dalının bile hesabını
Kocaman kıravatlı bir devlete
Evde uysal bir tekir kedi gibiydim
7 mde de
17 mde de
37 mde de soramadım
Baba bana niye hiç sarılmadın
11 Ocak 2019 Cuma
Herkes Herşeye Rağmen Yapışkan Bir Yalnızlığın Ortasında Can Çekişiyor
Bugün olanca ezilmişliğimle, kaç gündür düzeltmediğim yatağımda
oturdum saatlerce ayaklarımı yaşama uzatıp. Hiç dışarı çıkmadım. Dışarıda beni
o uğultulu kalabalıkların içinde korkunç bir yalnızlığın beklediğini biliyorum.
Bir şey daha biliyorum. Herkesin birbirine ölesiye söylemeye çekindiği bir şey.
Tıpkı hikayedeki çocuk gibi çıkıp “Kral çıplak” diyebilecek birini
beklediklerini, hikayeyi günümüze uyarladığımızda o çocuk gibi birinin “ ben
çok yalnızım ve bu yalnızlık beni öldürüyor” demesini beklediklerini biliyorum.
Bazen o deli cesaretini kendimde buluyorum. Tam kalabalık bir sokakta
bağıracağım sırada bir güç boğazıma diziyor. Bu belki de arkamdan beni
destekleyerek “bende senin gibi çok yalnızım” diyebilecek, kendiyle alenen
yüzleşecek birini bulamama korkusunun gücüdür. Her ne olursa olsun herkes
yapışkan bir yalnızlığın içinde can çekişiyor. Geceleri yatmadan kendileriyle
kıyasıya bir cebelleşmeye tutuşup başkalarının rüyalarına dalıyorlar. Asla
kendilerinin olmayan rüyalara.
Neden herkes bu derin yalnızlığın acısını görmezden gelip yüzeyi
pırıl pırıl parlaklığıyla insanın gözlerini kamaştıran şehevi duygularla insanı
içine çeken çıkar bataklıklarına dalıyor? Bu insani duyguların kendilerini daha
da zayıf düşüreceğinden korkuyor, kendi maddesel kurtuluşlarını bu
bataklıklarda arıyorlar.
Bunları düşündüm bugün, kaç gündür toplamadığım yatağımda
ayaklarımı yaşama uzatırken. Aklım tüm zindeliği ile bu garip yaşam insanlarını
düşünürken yüreğim ağır yaralanmışlığı ve kalabalıklığıyla seni, en azından
solgun hayalini bekledi. Yüzyıllar sürdü bu bekleyiş. Hem hayal kurmak zordur
bu insan kalbini sömüren acımtırak yaşamda.
Kırışık çarşaflar, kanamış dudaklar ve sararmış duvarlar vardı
yanı başımda. Tam anlamıyla yalnız sayılmazdım. Bilirim yalnızlığı, yine eskisi
gibi soğuktu. Ve gözlerim duvarlarım gibi çizik çizikti.
Dalmışım. Saatler sonra sigaramın külü yatağıma dökülünce ani bir
refleksle yerimden fırlayıp ürktüm. Bu ivedi ürküntü senin canını acıtıp
özgürlüğünü soyut parmaklıklar ardına tıkadığımı düşündürdü bana. Umutsuz ve
kaçak sevgiler uğruna çabucak yitip gidiveren ömürlerle birlikte. Yaşanmamış aşklar
gibi yaşanmamış yaşanamamış yılları vardı yitip giden ömürlerin.
Neler sığmazdı ki o yıllara. Önce çocukluklar. Meyve dolu bahçeleri,
çimen lekesi pantolonlarıyla. Sonra kaçamak öpücükleri ürkek bakışları ensede
patlayan tokatları ve tavan arası sigara içmeleri ile asi bir gençlik.
Artık kalkmalıyım dağınık yatağımdan. Önce düzen!!
Her şeyimi,
işimi evraklarımı dostlarımı ailemi yaptıklarımı yapacaklarımı düzenlemeliydim.
Seni bile sıraya koymalı yüreğimi kabına sıkıştırıp rafa kaldırmalıydım. Bilirsin
bu kahpe yaşam sorumsuzluk ve düzensizlik kabul etmez…
Yağmur Damlalarıyla Doyuruyor Beni
Dilimdeki kelimeler kırıldı. Sana anlatabileceğim anılarım yok
artık. Kış aldı elimden son umut parçacıklarını aşka dair.
Hem artık sen penceremden de vurmuyorsun yüzüme, güneşle birlikte
hafifçe. Zaten güneşte kaçıyor ya ne zamandır benden. Karnım da acıkmıyor.
Üstüne üstlük üşümüyorum da. Gölgem ısıtıyor ellerimi. Yağmursa gözlerime kaçan
damlalarıyla doyuruyor beni.
Şimdi sadece topacımı ve meleklerimi özlüyorum. Çocuktum o zamanlar. Tanrıdan
gizli gelirlerdi yanıma. Saatlerce topaç çevirirdik yaşamın dışında düzlük bir
arazide. Kış yoktu o zamanlar. Sen de. Aşkım topacım ve meleklerimden ibaretti.
Tanrının sesini duyduğumda ağlardım. Meleklerim tekrar geleceğiz der gibi
bakmazlardı her seferinde. Çünkü onlarda sezerlerdi yaşamın zamanla beni içine
çekeceğini ve artık topaç oynayamayacağımızı.
Yağmur doyuruyor beni gözlerime kaçan damlalarıyla ve gölgeme
tutuyorum ellerimi ısınsınlar diye.
Dilimdeki kelimeler kırılırken, sen de yaşama benziyorsun,
gözlerimin içine bencilce bakışlar atarak.
Büyüdüm.
En büyük ihanetimi meleklerime yaptım. Seninleyken onları unuttum egomu tatmin etmek için. Nereden
bilebilirdim senin de yaşama benzeyip topaçlarımı bir kenara atacağını.
Al işte. Büyüdüm.
Gözyaşlarım da akmıyor. Göz pınarlarımı kurutmuş
yaşam. Ağzım kupkuru, ellerim dilim tüm bedenim. Çiçeklerim darıldı açmıyorlar
yapraklarıyla birlikte dertlerini sonsuz bir huşu içinde. Oturup şöyle doyasıya
da konuşamıyoruz.
Ben büyüdüm. Sen gittin.
Şimdi her şey düşmanmış gibi. Çiçeklerim kuşlarım
mektuplarım duvardaki resimlerim bile bir başka bakıyorlar bana.
Meleklerim mi? Bu saatten sonra gelmezler. Gelmeyecekler biliyorum. Çünkü ben
artık çocuk değilim. Yaşamın ta kendisi var yanı başımda elinde keskin
zamanlarıyla. Yaşamın dışındaki o düzlük arazide de kaybolan çocukluğumun
üzerine dikilmiş apartmanlar.
10 Ocak 2019 Perşembe
Bezirgan
yürüdüm yürüdüm..
bildim bileli kendimi
omuzlarımda onca yük
yolum bunca devri alem...
yaşamak ağrısı dedim sancılarıma
sesler taşıdım
kelimeler yazdım
çizgiler gark oldu yüzümde
yaşlıydım ruhum kadar
yürüdüm
yürüdüm
ruhumda onca kesik onca gam
yolum buraya kadar
artık bir yere gidemem
seyyah oldum desem
öyle bir boşluk kalır
anlamların köşelerinde kocaman
evliya desen hiç değil...
belki eski bir sefir
belki yorgun bir bezirgan...
...
On Yıl
Hiç bilir miydim
Eylül hüznünü olduğu yere bırakıp giderken, Ekim’in bana AŞK getireceğini,
Hiç bilir miydim
Ekim isyanını içimde harlarken, yüreğimde kıvılcımlanan AŞK’ı da harlayacağını,
Hiç bilir miydim
İçime ekilen tohumu en iyi sonbahar yağmurlarının filizlendireceğini,
Hiç bilir miydim
Varlığını sorguladığım her şeyin sorgusuz sualsiz beni sana getireceğini,
Hiç bilir miydim
Kavgasını verdiğim geleceğin aslında içinde seninde olduğun bir gelecek olduğunu,
Hiç bilir miydim
Serkeşlik üzerine kurulmuş dünyamın, merkezinde çocuklarımızın olacağı bir dünyaya evrileceğini
Hiç bilir miydim
Sana dokundukça teninin damarlarımdaki kanımdan daha fazla bana hayat vereceğini
Hiç bilir miydim,
Siyah ve griye dönüşmüş gözlerimin mora bu kadar çabuk alışıp seveceğini
Hiç bilir miydim,
Turgut Uyar’ın dizelerinin senin hayatıma küçük bir tebessüm gibi gelişinle yanılacağını*
Ve Ekim’in hayatımdan hiç gitmeyeceğini
Hiç bilir miydim,
Yazdığım bütün hüzünlü aşk şiirlerine yüklediğim anlamın birden komikleşeceğini
Hiç bilir miydim,
İçimdeki yazma, sevme, direnme aşkımın gözlerinde kocaman bir Çınar ağacı gibi büyüyeceğini,
Hiç bilir miydim,
On yıl önce tutmaya korktuğum ellerini, şimdi bırakmaya korkacağımı,
Hiç bilir miydim,
On yıl önce omzumdaki çantanın yerine şimdi senden benden bir canı taşıyacağımı,
Hiç bilir miydim,
Yaşadığımız onca sancının ilacının bize kek pişiren oğlumuzun sımsıcak sarılması olacağını,
Hiç bilir miydim,
Geceleyin dışarıya gezmeye, eğlenmeye değil de ateşlenmiş oğlumuzun telaşı ile çıkacağımızı,
Hiç bilir miydim,
Menekşenin kokusunun olacağını ve bu kokunun misk-i amber misali beni cennetine katacağını,
Hiç bilir miydim,
Hayatın akışının elimizde olmadığını, buna kiminin kader, kiminin tesadüf benimse Seda diyeceğimi,
Velhasıl-ı Kelam,
10 yıl önceydi İzmir’de falıma bakan bir çingenenin, senin adını zikrettiğinde umarsızlığımın dönüp dolaşıp kocaman bir şaşkınlık içinde aşka dönüşüp hayatımın tam merkezine kurulup oturacağını bilemezdim.
Onca zamanın bize neler eklediğini neler çıkardığını, neler yüklediğini, neler aldığını, neler verdiğini, neyden neye çevirdiğini sorgulamıyorum… Zamana direnen insanlık tarihinde görülmemiştir.
Zor zamanlarımızın izlerinin zor geçeceğini biliyorum, ve biliyorum güzel zamanlarımızın gözlerimizde birbirimizi hala bulduğumuzun daha güzel geçeceğini ve izlere iyi geleceğini…
Bilmek bilmemek üzerine yazdım bu yazıyı. Zira hayat aslında bir öğrenmedir… Şimdi tebessümle bakıyorum hayat. Bize ne çok şey öğretmiş. Ve biliyorum ne kadar çok şey öğretecek daha.
Onuncu yılımızda, bana yine en güzel hediyeyle geldin… Bir CAN’la…
Seni seviyorum isminin başında sıfatların yetersiz kaldığı sevgilim…
Seni seviyorum tüm bilisizliğimle ve seninle gelecek tüm bilgilere olan açlığımla…
Seni seviyorum anaçlığının, analığının, kadınlığının, insanlığının, güzelliğinin ve Tanrının sana bahşettiği nadideliğinle…
CAN’ım
CANAN’ım
CAN’ımın CANAN’ı
CANLARIM’ın CAN’ı…
Hep söylediğimi söyleyeceğim sana…
İnanıyorsam Tanrıya, senden sebep…
Çünkü sen mucizesisin onun bana…
3 Ekim 2007’den
3 Ekim 2017 ye…
…
*
eylül toparlandı gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle
Turgut Uyar (Acıyor Şiirinden)
9 Ocak 2019 Çarşamba
Birbirine Benzeyen Ölümler
saldım yüreğime mahpus kelimeleri
çelikten zincirleri kopararak
bıçak gibi kesip alır gözlerimdeki feri soğuk
martıları öksüz zamanı yarıda bırakır gibi
acımasızca kesip kanatarak
ayaz var burada berrak ve keskin
kurduğum düşleri çekip alır gibi
zengin mevsimlerinde kar serpiştirmiş tanrı
beyaz ve masum, ıslak ve çıplak
yoksulları da yoksul kelimelerimi de görmezmiş gibi
pencereyi açarım, içime ayaz batar
buz kesmiş eski çocuk parkı bembeyaz çimen çayır
yokluğun ve üşümek ne kadarda kardeş
ne kadarda birbirine benzeyen ölümler gibi ağır
İzi Kalsın
geceye inen hüzün gibi
çiğ düşüyor yokluğunda gözlerime.
yalnızlık sokakta benimle yürüyor
sokak lambalarıyla yarışıyor ay ışığı
gölgelerime değince
havlayan bir köpek gibi yırtıyor dalgınlığımı
ellerimde titreyen gül yaprağı
gözlerime takılıp takılıp
sana geliyorum diyorum
ardım sıra gölgelerim
ayağımda eski urgan
elimde solgun bir gül
melodiler geliyor pencerenden
duyuyorum
kulağıma ilintileniyor nağmelerin
döne döne berduşlar geçiyor karşı kaldırımdan
ve çöp toplayıcılar ağır kokularıyla
bense taşlara sürtüyorum ayaklarımı
ki izi kalsın yolunda
geçtiğimi bilesin
ya da bırak bilme
sen dayanırsın da
taş dayanır mı bu acıya
çiğ düşüyor yokluğunda gözlerime.
yalnızlık sokakta benimle yürüyor
sokak lambalarıyla yarışıyor ay ışığı
gölgelerime değince
havlayan bir köpek gibi yırtıyor dalgınlığımı
ellerimde titreyen gül yaprağı
gözlerime takılıp takılıp
sana geliyorum diyorum
ardım sıra gölgelerim
ayağımda eski urgan
elimde solgun bir gül
melodiler geliyor pencerenden
duyuyorum
kulağıma ilintileniyor nağmelerin
döne döne berduşlar geçiyor karşı kaldırımdan
ve çöp toplayıcılar ağır kokularıyla
bense taşlara sürtüyorum ayaklarımı
ki izi kalsın yolunda
geçtiğimi bilesin
ya da bırak bilme
sen dayanırsın da
taş dayanır mı bu acıya
Ölüm Vakti
güneşi öldürdüm bu sabah
yorgun bir balıkçı teknesinden
sen yoktun uzakta eski bir kentteydin
görmedin ellerime bulaşan özgür maviliği
griye boyadım sonra
bütün martıların kanatlarını
herkes bilsin diye
onlarında günahkar yanlarını
güneşi öldürdüm bu akşam
bankta oturan bir ihtiyarın nasırlı ellerinde
ölüm vakti geliyordu
ve gözlerimden akıyordu ellerin
sen görmedin
yorgun bir balıkçı teknesinden
sen yoktun uzakta eski bir kentteydin
görmedin ellerime bulaşan özgür maviliği
griye boyadım sonra
bütün martıların kanatlarını
herkes bilsin diye
onlarında günahkar yanlarını
güneşi öldürdüm bu akşam
bankta oturan bir ihtiyarın nasırlı ellerinde
ölüm vakti geliyordu
ve gözlerimden akıyordu ellerin
sen görmedin
8 Ocak 2019 Salı
Menekşe Kokusu
teoriler yıkılıyor
duvarlar yıkılıyor
gökyüzü büyüyor masmavi
menekşe kokuları beni ölümsüz kılıyor
duvarlar yıkılıyor
gökyüzü büyüyor masmavi
menekşe kokuları beni ölümsüz kılıyor
Gidersen
gidersen
solar mavisi denizin
susar martılar ve istanbul
küser bütün eski vapurlar heybeliye büyükadaya
solar mavisi denizin
susar martılar ve istanbul
küser bütün eski vapurlar heybeliye büyükadaya
menekşeler kırılır
ırmaklar yataklarına küser
küser şehir insanlarına
insanları şehre
gidersen
çocuklar somurtkan olur
yosun tutar oyuncaklar
yosun tutar oyuncaklar
hüzün adını sayıklar
gidersen
yeşil eteğinide al git
eflatun kurdelanı da
kalmasın aklımda yüzün
kalırsa senden bir hüzün
elim küser
elim küser
kalem küser
mürekkep küser
gidersen
beni de al git
kalırsam senden ayrı bir gün
düş küser
kalırsam senden ayrı bir gün
düş küser
kalp küser
göz küser
kalmasın tenimde büyün
kalmasın tenimde büyün
Seda
ömrümün naif bileşeni
yorgunluğuma çay içer misin diye soranım
çayıma dem katanım
yüreğime üfleyenim
kadrimi bilenim, elimi tutanım
çorbamı ve sevmeyi eksik etmeyenim
bütün dağınıklığımın
bütün dağılmışlıklarımın
bütün dağıtmışlıklarımın
velhasıl
darmadağınlıklarımın düzeni
düzelteni
her yenilgimi zafere
her ölümümü yaşama çevirenim
çiçeğime su ocağıma huzur verenim
peygamber sabrında elinde sonsuzluk taşıyanım
canıma iki can katanım
gel otur yanı başıma
varsın başından sebep çürüsün omuzlarım
yorgunluğuma çay içer misin diye soranım
çayıma dem katanım
yüreğime üfleyenim
kadrimi bilenim, elimi tutanım
çorbamı ve sevmeyi eksik etmeyenim
bütün dağınıklığımın
bütün dağılmışlıklarımın
bütün dağıtmışlıklarımın
velhasıl
darmadağınlıklarımın düzeni
düzelteni
her yenilgimi zafere
her ölümümü yaşama çevirenim
çiçeğime su ocağıma huzur verenim
peygamber sabrında elinde sonsuzluk taşıyanım
canıma iki can katanım
gel otur yanı başıma
varsın başından sebep çürüsün omuzlarım
Küsurat
Ne kadar çok böldünüz beni
Elimde kaldı küsuratlarım
Öyle engebeli ki ömrüm
Ne aşağıya ne yukarıya yuvarlayamadım...
Elimde kaldı küsuratlarım
Öyle engebeli ki ömrüm
Ne aşağıya ne yukarıya yuvarlayamadım...
Süreksiz Sömürge
tüm zamanı durdurmuşken
ve koyulmuşken yola
sevmek gibi hantal bir yükü omuzlanıp
alındı elimden düş yumaklarım
kayıp gidiyor avucumdan zaman
ayağımın altından toprak
galata ve haliçte sönmüş ışıklar
türküler ağlamaya durmuş
karanlıkta kalmış sessiz ve çığlıksız
ağıt yakan iki esmer kadın
zaman şimdi elimde buz gibi
elimde kimsesizliğimin o kirli kanı
kimsesiz bir zaman
kimsesiz bir akşam
ışık yok
süreksiz bir sömürge düşlerimde
bu akşam bu şehir
soğuk ve karanlık
yorgun değilim
üşümüyorum
ve şehir
sanki üstüme inşa edilmiş
sevmek gibi hantal bir yükü omuzlanıp
alındı elimden düş yumaklarım
kayıp gidiyor avucumdan zaman
ayağımın altından toprak
galata ve haliçte sönmüş ışıklar
türküler ağlamaya durmuş
karanlıkta kalmış sessiz ve çığlıksız
ağıt yakan iki esmer kadın
zaman şimdi elimde buz gibi
elimde kimsesizliğimin o kirli kanı
kimsesiz bir zaman
kimsesiz bir akşam
ışık yok
süreksiz bir sömürge düşlerimde
bu akşam bu şehir
soğuk ve karanlık
yorgun değilim
üşümüyorum
ve şehir
sanki üstüme inşa edilmiş
Masalın Şiiri
Masal masal içinde,
Herkes kendi derdinde.
Bölünmüşüz küsmüşüz
Masallarda figüran olmuşuz
Vatan kimin umurunda.
Bir varmış bir yokmuş
Elde yek kuru maaş kalmış.
Komşu komşunun külünü çalmış.
Dindar olmuş herkes.
Dini kara çarşaf sanmış.
Kovulmuş pireler berberlikten
Develer sigortasız çalıştırılmış
Susmuş millet ülke elden giderken.
Hani bana hani bana
Ey ahali uyan aç gözlerini
Üçün biri kaldı sana.
Aşağıya baksam açlık yoksulluk,
Yolsuzluk yukarıya baksam.
Diye anlatsam
Arz-u halini ülkemin
İnanır mısınız bana.
Besmele ile başlasam
Cümle alem inanırdı aslında.
Anlatsam yine
Hiç bıkmadan usanmadan
Hiç bıkmadan usanmadan
Çocuklara uykudan önce.
Hey La Fontane sen söyle
Hiçbiri olmaz mı bunların hayvanlar aleminde…
Kelimeler İçinde Yitirilmişlik
kimlere ve nelere yazmadık ki şiir
ve kimler için kelimelerle oynamadık
yürüdüğümüz yoldan çıktık
toprak yoldu
düştük kalktık
köpeklerden kaçtık
pişmanlık değildi içimi yakan
kaybettiğim zamanlardı
avuçlarımdan kayan
mahzenimdeki çocuk yüzlerinde
çocuksu masumiyetler aradım
toprak yoldan bir kalıntı
ya da giden sevgililerden bir iz
yoktular
yada yaşanmamıştı hiçbir şey
anladığım yaşamaktan
kaçmaktan ibaretmiş
ve düşmekmiş tekrar tekrar aynı çukura
şimdi bir kez daha
ve bir kez daha
önümde aydınlık mı arıyorum sanıyorsunuz
yada sevgilinin avuçlarındaki yağmur olmak mı düşlediğim
çamurdaki pırlanta yüreğimdeki düş
ve topraktaki kurak sadakat
ellerimde dünden kalma bir çatlak....
derin ve acısı çok
kelimeler...
kelimeler içinde bir yitirilmişlik
bu anlatır beni ancak....
yürüdüğümüz yoldan çıktık
toprak yoldu
düştük kalktık
köpeklerden kaçtık
pişmanlık değildi içimi yakan
kaybettiğim zamanlardı
avuçlarımdan kayan
mahzenimdeki çocuk yüzlerinde
çocuksu masumiyetler aradım
toprak yoldan bir kalıntı
ya da giden sevgililerden bir iz
yoktular
yada yaşanmamıştı hiçbir şey
anladığım yaşamaktan
kaçmaktan ibaretmiş
ve düşmekmiş tekrar tekrar aynı çukura
şimdi bir kez daha
ve bir kez daha
önümde aydınlık mı arıyorum sanıyorsunuz
yada sevgilinin avuçlarındaki yağmur olmak mı düşlediğim
çamurdaki pırlanta yüreğimdeki düş
ve topraktaki kurak sadakat
ellerimde dünden kalma bir çatlak....
derin ve acısı çok
kelimeler...
kelimeler içinde bir yitirilmişlik
bu anlatır beni ancak....
Tanrı Yok
ışıklar sönerken beyoğlunda
geç kalır sokağın tenhalığına çığlıklar
elim sende oynarken bu izbeliğin haşin çocukları
taşlar sökülür dudaklardan
şimdi daha bir ateşlidir sevgili öpüşmeleri
daha bir isterik
sulandırılmış biralar ısmarlarken herkese
esmer tenli garson
barış dallarından koparılmış zeytinler yiyordu
san fransisco’lu bellynda
ve tanrı yok
zaten hiç olmadı ki diyordu
ıslak dudaklarıyla kadehini yudumlarken
sönerken ışıklar beyoğlunda ağır ağır
sevgilinin dudakları çürüyordu dudaklarımda
aptallığa ibadet eden kullara inat
uçurum olmak değildi istenilen bir dağ yamacında
tut şimdi bellynda kurak dualarımı
boğulmadan düşüncenin azgın ırmağında
geç kalır sokağın tenhalığına çığlıklar
elim sende oynarken bu izbeliğin haşin çocukları
taşlar sökülür dudaklardan
şimdi daha bir ateşlidir sevgili öpüşmeleri
daha bir isterik
sulandırılmış biralar ısmarlarken herkese
esmer tenli garson
barış dallarından koparılmış zeytinler yiyordu
san fransisco’lu bellynda
ve tanrı yok
zaten hiç olmadı ki diyordu
ıslak dudaklarıyla kadehini yudumlarken
sönerken ışıklar beyoğlunda ağır ağır
sevgilinin dudakları çürüyordu dudaklarımda
aptallığa ibadet eden kullara inat
uçurum olmak değildi istenilen bir dağ yamacında
tut şimdi bellynda kurak dualarımı
boğulmadan düşüncenin azgın ırmağında
Oysa An Vardır
yaşıyorsan vardır sevmek ve ölmek...
sevmek istersin
an yaşamak dolu dolu
ve yağmak istersin bardak bardak
şehir senden bi haber
sen şehirden hüzünlü
oysa an vardır
ölüm kadar gerçek
sevmek kadar yalan
oysa an vardır
şehir kadar gerçek
ve sevişmek kadar hüzünlü...
Farzedelim
karmaşa karmaşa
gidip gidip dönmek geri
içinde dövüştürdüğün pişmanlık askerleri
daha ne kadar yaralayabilir ki seni
farzedelim ben fesleğenmişim
sen büyülü kokusunda kahve
ne kaybederiz aşk gidip gidip geri dönmekse
asma bahçelerinde
badanın beyazında
noktanın üçünde
sen yine de gitme sevgili
içinde dövüştürdüğün pişmanlık askerleri
daha ne kadar yaralayabilir ki seni...
Kimsesiz Rüya
Kaybolmaksa
Kayboldum…
Sönmüş yıldızlarım arasında
En uzak ve karanlık yollarında
Ölmekse… binlerce kez
Kanayan avuçlarında yaşamın
Hüküm sürdü sensizliğim
Eski bir aşk bu
Kimsesiz bir rüya
Ve
Ağır ağır yaşlanmış yüreğim
Kirletilmiş sevdalar arasında
Sevmekse seni
Kendimden bile çok
Kayboldum…
Sönmüş yıldızlarım arasında
En uzak ve karanlık yollarında
Ölmekse… binlerce kez
Kanayan avuçlarında yaşamın
Hüküm sürdü sensizliğim
Eski bir aşk bu
Kimsesiz bir rüya
Ve
Ağır ağır yaşlanmış yüreğim
Kirletilmiş sevdalar arasında
Sevmekse seni
Kendimden bile çok
Dert
Şimdi
Elimi tut desem
Tutmazsın
Gözüme bak desem
O ayrı bir dert
Mumları yak desem
Apayrı
Hadi uzat ellerini
Kenti birlikte yakalım
Elimi tut desem
Tutmazsın
Gözüme bak desem
O ayrı bir dert
Mumları yak desem
Apayrı
Hadi uzat ellerini
Kenti birlikte yakalım
İrin
hadi şimdi bölün beni,
yokluğumun tam ortasından. yoksul bir ülkeyi mayından çizgilerle böler gibi. bütün yaralarımı ince ince kesin. aksın içimi yakan bütün bu cerahat bu irin... |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Kediler
Kediler kanatları olmasa da Uçacağına inanır Atlar bir kuşun peşinden, damdan aşağı Kaldı sekiz Çocuklar bir buluta bir de kediye inanır Öy...
-
İçinde sonsuz bir suya karışma özlemiyle Denize bakıyor kadın Beton ayaklı çelik halatlı bir köprünün üstünden Kocaman şehirde karınca gibi ...
-
Bağırıyorsunuz çılgınca Herkes sizi dinlesin Size baksın diye Oysa en sert kışlar bende oldu En çok beni terk etti kuşlar Sokaklarda, yoll...
-
Bir gün o hikayenin Giriş cümlesini yeniden yazdık seninle "Vakit geçiyor hadi yaşayalım" Uyanmıştık apansız Yalancı çiçekler açmı...